NECMETTİN ERBAKAN




Yahu burada güneş dururken ampule ne hacet?

Türkiye'nin kurtuluşu için Refah Partisi adil düzeni getirecek. Bu kesin şart. Geçiş dönemi yumuşak mı olacak, sert mi olacak? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? Altmış milyon buna karar verecek.

Kırk çürük yumurta bir tane sağlam yumurta etmez.

Okullarda çocuklara Ne mutlu Türküm diyene diye bağırtıyorlar bu yanlış Türk böyle derse kürdün de ne mutlu Kürdüm deme hakkı doğar.

Kadayıfın altı kızarmadan bu hükümeti uzaklaştıracak olursanız, bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz.

Milliyetçi solmuş! Abovv! Şuna bakın ya! (RP Kongresinde DSP'ye çatarken)

Bir milletin asıl gücü; topu, tüfeği yahut tankı değil imanlı ve inançlı gençliğidir.

Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir.

Biz bunları yetiştirirken mücahittiler; şimdi müsait oldular.

Bu tezkereye oy verenlerin yedi sülalesinin alnı secdeden kalkmasa bu vebali ödeyemezler.

Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, Bu yolu ben nasıl aşarım? Korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.

Cennete girmek için, mutlaka Müslüman olmak gereklidir. Ancak bu dünyada, Adil bir düzen’in himayesinde, huzur ve emniyet içinde yaşamak için, sadece "insan" olmak yeterlidir.

Milletimizin fıtratındaki yüksek ahlak ve fazilet kuvveden fiile çıkacak, Milli Nizam Partisi'nin muntazam kanallarından dört bir yana dağılarak yurt sathında refah, saadet ve selamet götürmeye başlayacaktır.

Dünyayı ezen sömürü canavarının beyni Siyonizm, kalbi Haçlı Avrupa, sağ kolu Amerika, sol kolu Rusya’dır.

Biz Refah Partisi olarak, sadece Türkiye’deki 60 milyon memleket evladının değil, birbuçuk milyar İslam Aleminin ve yeryüzündeki 6 milyar insanın hepsinin saadeti bakımından ne kadar büyük bir so¬rumluluk taşıdığımızı biliyoruz. Kazakistan’daki insan da saadetini Refah Partisi’nin iktidara gelme¬sinden bekliyor. Cezayir’deki insan da saadetini Refah Partisinin iktidara gelmesinde bekliyor.

Türkiye’de farmasonluk, Siyonistlik, komünistlik ve şahsiyetsizlik saltanatı mutlaka yıkılacaktır.

AKP' ye oy veren cehennemden biletini alır

İslam en yücedir ve ondan yüce hiçbir şey yoktur. Bu geçek peygamber hadisiyle ve Allahın kitabıyla hükümleşmiştir. Bunda tartışma olmaz. Bu tür iddia ve ithamlarda bulunanları ben iki kısma ayırıyorum. Biri, kendilerine İslami tebliğin ulaşmadığı insanlar, diğeri ise İslam’ın yüceliğini bildikleri halde ona dil uzatan ve onu bilerek gericilikle eş gören kalpleri mühürlü insanlar.

İçeride irtica, dışarıda fundemantalist gelişmeler denilerek işte bu insanlığı kurtarıcı SAADET NİZAMINDAN insanımız uzaklaştırılmak istenmiştir.

Bu AKP, bir at yarışı spikerinden farksızdır. Atın üzerinde kendileri yok. Ata kendileri yön veremiyorlar. Peki, ne yapıyorlar? Yaptıkları şey, ’kırmızı at öne geçti, sarı at atağa kalktı, beyaz at kırmızı ata yaklaştı’ diye bağıran at yarışı spikerinin yaptığıdır.

Türkiye’de iki parti vardır. Bir batıl partiler bir de refah partisi.

AKP milli görüş gömleğini çıkardı, deli gömleğini giydi.

NAZIM HİKMET RAN



Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...

Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.

Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim.

Şimdi on yaşına bastı. Ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.

Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali. Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira."Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. (Vatan Haini Şiiri)

Ben Türk dillinin şairiyim. Hayatımı buna adadım.

Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz. Şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır.

Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.

Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.

Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele...

İnsanların kanatları yok, insanların kanatları yüreklerinde.

En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.(Karıma Mektup şiiri)

Gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak.(Bir Cezaevinde Tecritteki Adamın Mektupları şiiri)

İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.(Vera'ya şiiri)

İki şey var ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü. (Saman Sarısı şiiri)

Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı, ya da ölüm inecek yeryüzüne.

Düşmana inat bir gün daha fazla yaşayacaksın…

ISAAC ASIMOV




Bireysel bilimkurgu öyküleri, günümüzün eleştirmenleri ve filozoflarına göre önemsiz gözükebilir- fakat bilimkurgunun çekirdeği, özü, kurtuluşumuz için hayati bir önem taşır, eğer bir gün kurtulacaksak...

Bilimsel çalışmalarda insanı en çok heyecanlandıran şey, ‘Buldum, buldum’ cümlesi değil, ‘Allah Allah, burada çok saçma (komik, tuhaf vs.) bir şey görüyorum’ cümlesidir.

***

ÜÇ ROBOT YASASI
1) bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanin zarar görmesine seyirci kalamaz
2) bir robot 1. kuralla çelişmediği surece bir insanin emirlerine uymak zorundadır.
3) bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği surece kendinin zarar görmesine izin veremez.

SONRADAN EKLENEN SIFIRINCI KURAL
0) bir robot insanlığa zarar veremez ya da etkisiz kalarak insanlığın zarar görmesine olanak tanıyamaz.

***

i prefer rationalism to atheism. the question of god and other objects-of-faith are outside reason and play no part in rationalism, thus you don't have to waste your time in either attacking or defending.

creationists make it sound like a ‘theory’ is something you dreamt up after being drunk all night.

those people who think they know everything are a great annoyance to those of us who do.

IŞIL ÖZGENTÜRK



SAĞ NE DEMEK?

Küçük çocuk annesine sordu, ''Anne sağ ne demek?'' Anne bir süre düşündü ve yanıt verdi: ''Sağ'', dedi, ''öncelikle hiçbir şeyi merak etmeden sana verilen bilgiyle yetinmektir. Sana sus denildiğinde susmak, konuş denildiğinde konuşmaktır. Sürekli kendini yetersiz hissetmektir. Kendini sürekli başkalarının peşinden giden biri kılmaktır. Geceleri sırlarını paylaşacak bir yıldızın varlığından habersiz olmaktır. Toplama kamplarının bacası sürekli tüterken 'Bizim o kamplarda yaşananlardan haberimiz yoktu', demek ikiyüzlülüğünü göstermektir. Sokakta kocaman bir adam küçücük bir çocuğu döverken hiç ses çıkarmadan oradan koşarak uzaklaşmak demektir. Büyük alışveriş merkezlerinde özürlüler için ayrılmış otopark alanına büyük bir pişkinlikle park etmek, 'Neden oraya park ediyorsun, orası özürlüler için' diye soran birine de 'Ben de kafadan sakatım' diye gülerek yanıt vermektir. Kahve sohbetlerinde, memleket durumları konuşulurken 'Kardeşim bu memlekette üç beş kişiyi asacaksın, bak o zaman her şey nasıl saaak diye biter' , yollu fikir yürütmektir. 18 yaşından küçük çocukların, yaslarının büyültülüp idam edilmesine neden olan askeri darbe başkanının yaptığı resimleri hâlâ yalakalik olsun diye almak demektir. Grev yapan isçiler için, 'Canım bunlar da çok oluyor artiı, dünyanın parasını alır gene de doymazlar' cinsinden düşünce üretmektir. Mangal keyfi için orman içinde ateş yakmak ve yangın çıkarmaktır. Evinin içini tertemiz yapıp, kapının önünün b.k götürmesini önemsememek, hastanelerde ameliyattan yeni çıkmış bir hastanın yanında fosur fosur sigara içmektir. "Kadınların saçı uzun akli kısadır," sözünü pek bir sevmektir."

Küçük çocuk yeniden sordu: ''Anne insanların büyük çoğunluğu bu dediklerini yapıyor?'' Çocuğun bu sorusu karşısında anne gülümsedi ve yanıt verdi: ''Bekle daha bitmedi, devam ediyorum. Sağ demek, süt yerine meşrubat içmenin daha doğru olduğunu söylemek ve bunun yaygınlaşması için dünya kadar reklam parası vermektir. Tüketimi destekleyen yüzlerce reklam sloganı yazıp ardından 'Bu dünya düzeni söyle değişir' diye ahkâm kesmektir. En pespaye dizilerde oynayıp 'Ben en devrimciyim' demektir. Oy vermek yerine o gün pikniğe gitmektir. Körlerin, spastik özürlülerin, sakatların sokaklarda görünüp de moral bozmamaları için yolları, parkları, tuvaletleri sadece ve sadece normallere (!) göre yapmak demektir. Zehirli atıklarını toprağa gömen ya da denize bırakan büyük işyerlerine komik miktarlarda para cezası verilmesini uygun görmektir. Tarihi ören yerlerindeki mermerleri yasağa rağmen kesip kesip inşaatta kullanmaktır. Denizleri, ırmakları, toprağı kirletmek ve bundan adeta büyük bir keyif almaktır. Açık havada öpüşen, koklasan çiftleri kosa kosa gidip polise ispiyon etmektir. İslenen suçlar için iki rekat namaz kılıp Allah’ı kandırdığını sanmaktır. Arkadasın bir haksızlığa uğradığında onu savunmamaktır. Büyük dergilerden sonra aska gelip gelişigüzel ateş etmek ve seken bir kursunla evlerinin balkonunda oyun oynayan dört yasındaki çocuğu öldürmektir. Sinemaya giden kız kardeşini sokak ortasında bıçaklayıp zafer işareti yapmak demektir. Bilgiyle, sabırla, vicdan duygusuyla, ahlakla, etik değerlerle dalga geçmek ve bu dağları ben yarattım dercesine kurum kurum kurumlanmaktır.'' Küçük çocuğun bu kez gerçekten kafası karışmıştı. ''Anne'' dedi, ''Bu sağ ne kadar çok yerdeymiş, ben korkmaya başladım.'' ''Hayır, korkma'' dedi annesi. ''Daha pek azını duydun. Kim dedi sana bunları merak et, artik öyle 'korkuyorum, vazgeçtim demek yok.' Geç kaldın.'' Anne yeniden başladı, ''Sağ demek...''

Anne sözünün sonunu getiremedi, çocuk koşarak karyolanın altına saklandı.

***

SOL NE DEMEK?

Küçük çocuk annesine sordu: ''Sol ne demek?'' Anne bir süre düşündükten sonra yanıtladı: ''Sol; sokakta seksek oynamak demek, korkudan öleyazsan da lunaparkta zincirli sandalyeye binmek demek, gece yatağından gökyüzünü izleyip gözüne kestirdigin bir yıldızla sır paylaşmak demek, küçük fokları gaddarca öldüren fok katillerini hiç unutmamak ve kürk giymiş bir bayanın üstüne, 'Yaşasın foklar' diyerek kalıcı boya atmak demek, yunusların bazen bir insan olduğunu düşünmek ve onların o muhteşem özgürlüklerini kıskanmak demek, Afrika'da bir ay sonra 700 bin yaşıtın çocuğun susuzluktan öleceğini öğrenip kumbaradaki parayı koşarak acil yardim kurumlarına götürmek ve bundan böyle diş fırçalarken musluğu kapalı tutmak demek, yemeğini bitirip geri kalanını üşenmeden bir torbaya koyup en yakın hayvan barınağına götürmek demek, köpeğini gezdirirken bir poşete onun bıraktıklarını almak ve çöp kutusuna atmak demek. Kesilen her ağaç, yanan her orman için ne yapıp edip mutlaka ve mutlaka ağaç dikmek demek, kimselerin bu orada ne yapıyor demesine aldırmadan insanların kumsalda bıraktığı çöpleri toplamak demek, çok meraklı olmak demek, su yasadığımız dünyada kaç dil konuşuluyor, farklı kaç renk insan var, neden Çinliler sütle yapılmış yiyecekleri yiyemezler, Güney ve Kuzey Kutbu'na kaç kişi gitmiştir, onların bu yolculuklarda başına neler gelmiştir, su bizim oturduğumuz kentin kaç kapısı var, su bizim oturduğumuz kentte kaç müze var, yazıyı ilk bulan kavim Sümerlerin kaç tanrısı varmış, Hititlerin kaç tanrısı, Hint mitolojisiyle Yunan mitolojisindeki tanrılar birbirine ne kadar benzer, güçlülerin tanrısı Apollon'un da, Hint tanrılarından en sevilen insan başlı fil tanrı Gades'in de yardımcıları neden faredir, bir karınca bir kilometreyi ne kadar zamanda kat eder, sesten hızlı giden uçakların hızı saatte kaç kilometredir, neden erik ağaçları erken çiçek açar, dünyada kaç çeşit kurbağa vardır, insanin en yakin akrabası gerçekten su sineği midir, Freud neden herkesin bildiği bir bilim adamıdır, karpuz neden soğuk suya bırakılır, dünyada parfüm yapılan kaç çeşit çiçek vardır, çöllerde kum fırtınaları neden hâlâ insanların korktuğu bir doğa olayıdır, kırlık alanlarda neden ay ve yıldızlar daha parlaktır, aşk nedir, bu neden başımıza gelir, kalbimiz sık sık neden kırılır, vicdan nedir, neden yalan söylerken yüzümüz kızarır...''

Küçük çocuk ''Anne dur biraz'' dedi, ''kafam karıştı.'' ''Elbette karışacak'' dedi annesi, ''Dünyanın en zor sorusunu sordun, devamı var.

Sol demek; her yaptığın isin neye yarayacağını bilmek demek, okuduğun her kitabi, denizlerin tuzunu, göklerin mavisini iyi bilmek demek, bir ormanda pusula olmadan Kuzey Yıldızı’na bakıp yolunu bulmak demek, herkes birinin karsısında mum gibi dururken kendin gibi durmak demek, geceden ölesiye korkmak ama geceyi sevmek demek, gün batımlarını sevmek demek, ormandaki tüm sesleri sevmek demektir; kendin için dans etmek demek, ağız dolusu gülmek demek, her yenilgiden sonra söyle bir silkinip kendi küllerinden yeniden doğmak demek.''

Küçük çocuk birden bağırdı, ''Simdi anladım'' dedi, ''Sol demek hiç durmadan düş kurmak demek!''

CUMHURIYET GAZETESI (30.04.2006)

***

Ey merhamet...

cumhurbaşkanı neden her an ölüme doğru hızla yaklaşan güler zere’nin serbest bırakılmasını onaylamıyor? neden?

bir baba kızının acılı durumunu anlatmak için geldiği basın toplantısında yüreği kaldırmadığı için ağlayarak dışarı çıkıyorsa bu ülkede ben hiçbir açılıma inanmam.

polis akademisi’ndeki toplantıya koşarak gidenlerin, güler zere umurlarında değilse, ben onların söylediği sözlere ve samimiyetlerine de inanmam.

sanmayın ki sadece ben, binlerce kişi de inanmıyor.

devletin eğer şefkatli bir eli varsa, bu sadece kürt vatandaşları için değil, tüm türkiye cumhuriyeti sınırlarında yaşayan insanlar içindir.

şöyle bir anlatı anımsıyorum; güler zere tedavi için götürüldüğü yerde emniyet güçleri çevresinde insandan bir duvar örüyorlarmış. nedeni, güler zere oralarda onunla hiç olmazsa göz göze gelmek için bekleyen yakınlarıyla göz göze gelmesin diye.

şimdi siz bana hangi açılımdan söz ediyorsunuz?

bu çok dini bütün geçinen iktidarın dağdaki henüz elleri bir kadın omzunu okşamadan silah tutan gencecik kürt çocuklarını ya da elinde tüfek titreyerek dağlarda pkk gözleyen erleri düşündüğünü mü söylüyorsunuz, onların acılarını, onların anne babalarını düşündüğünü mü söylüyorsunuz, ne kadar merhametsiz olduklarını görmüyor musunuz?

ve ne kadar korktuklarını da, evet ölüme yaklaşan gencecik bir kızın gözlerinden korkuyorlar.

ve devlet şefkatini değil, gücünü gösteriyor. güler zere’yi ölüme göndererek kurda kuşa, türk - kürt, genç - yaşlı bütün vatandaşlarına gücünü gösteriyor. “ben bağışlamam” diyor, “ben bu düzeni değiştirmek isteyeni ezip geçerim” diyor.

“ben umudu sevmem” diyor.

doğrudur, çünkü umudun yok olduğu topraklarda insanları yönetmek kolaydır, kardeşi kardeşe düşürmek kolaydır. oğulları babalarına karşı kışkırtmak kolaydır.

çünkü umut yok olduğunda, öğretilmiş bir çaresizlik toplumun bütün katmanlarına yayılır ve sari bir hastalık gibi önüne ne çıkarsa silip süpürür, geriye devlet ve iktidarların gücüne tapan, ışığı gördüklerinde kuytu karanlıklara gizlenen insan müsveddeleri ortalığı kaplar.

evet, güler zere’nin ölüme yaklaşırken bile umutla parıldayan gözlerinden korkuyorlar, bu merhametsiz inadın nedeni bu!

ama bilmiyorlar ki korkunun ecele hiçbir faydası yok. gün gelir devran değişir ve merhamet tıpkı hukuk gibi herkese lazım olur. büyük acıların ardından demokrasiye geçen ispanya, arjantin, şili gibi ülkelerde hukuk kadar merhamet de topluma yol gösterdi, oralarda anneler çocuklarını öldüren iktidar sahiplerini ve onların emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirenleri merhametleri nedeniyle bağışladılar.

bir zamanlar bu ülkede sık sık söylenen bir söz vardı: “ben başımı yastığa koyduğumda vicdanım rahat bir uykuya dalmak isterim.” bugünlerde kaç kişi acaba yastığa başını koyduğunda rahat bir uykuya geçebiliyor, merak ediyorum; çünkü o an var ya, vicdanın en uyanık olduğu andır ve insanoğlunu vicdan kadar acımasızca eleştiren hiçbir kurum yoktur.