JOHN MAYNARD KEYNES

Politikacılar, ölmüş iktisatçıların kölesidirler.

Açgözlülük, tefecilik ve ihtiyatlılık, daha bir süre tanrılarımız olmaya devam etmeli.

Hayatımdaki tek pişmanlığım daha fazla şampanya içmemiş olmamdır.

Uzun vadede hepimiz ölüyüz.

Sendikalar, bir zamanların bastırılmış garipleri, şimdinin kışkırtılmış zalimleri olarak, bencil çıkarları bastırılması gereken kurumlardır.

Eğer ülkede hiper enflasyon varsa otobüs yerine taksiye bininiz çünkü otobüse binerken taksiden inerken para ödersiniz.

Bir kapitalist demokrasinin, benim tezimi kanıtlayacak büyük atılımı yapmak için zorunlu olan harcamayı örgütlemesi politik bakımdan imkânsız görünüyor: savaş koşulları hariç…

“ (...) ekonomi ve politika filozoflarının ileri sürdüğü doğru ya da yanlış düşünceler, genellikle sanıldığından daha çok önem taşır. Doğrusunu söylemek gerekirse, dünya hemen yalnız onlar tarafından yönetilmiştir. Kendilerini doktrinlerin etkilerinden tam anlamıyla kurtardığını sanan aksiyon adamları, geçmişteki bir iktisatçının kullarıdır. Göklerden haber aldığını söyleyen kâhinler, fakültenin bir kötü yazarının kafasında birkaç yıl önce doğmuş hayal ürünlerini saçıp dururlar. Düşüncelerin gitgide kazandığı güce oranla mevcut çıkarlardaki gücün çok fazla abartıldığına inanmış bulunuyoruz. Gerçekte; etkilerini hemen değil, fakat bir sürelik zamandan sonra gösterirler. Ekonomi ve politika felsefesi alanında, yirmi beş veya otuz yaşlarından büyük olup da yeni teorileri anlayabilen pek az kimse vardır. Şu halde, memurların, politika adamlarının ve hatta kışkırtıcıların cari yaşantıda uyguladıkları düşüncelerin de en yeni düşünceler olma şansları az demektir. Ne var ki, bunlar düşüncelerdir ve iyilik için olduğu gibi kötülük için de er geç tehlikeli bulunan kurulmuş çıkarlar değildir.”

***

EKONOMİK TEZİ;

-ekonomiler genel olarak eksik istihdamdadır,
-fiyatlar genel düzeyi ve nominal ücretler sadece yukarıya doğru esnektir ve aşağı doğru rijittir.
-sürekli enflasyon devamlı para arzı ile gerçekleşir.
bu saptamaların ışığında Keynes’e göre ekonomide paraya olan talep üç farklı güdüden ortaya çıkar:
-işlem güdüsü: Keynes’e göre insanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile ellerinde bir miktar para tutmak isterler.mt olarak gösterilir ve gelir düzeyinin bir fonksiyonudur.
-ihtiyat güdüsü:insanlar olağandışı durumlara hazırlıklı olmak için belli miktarda ellerinde nakit para tutmak isterler.mp ile gösterilir ve gelir düzeyinin bir fonksiyonudur.
-spekülasyon güdüsü: Keynes’e göre insanlar bir malin olası fiyat değişikliklerini öngörerek fiyat dalgalanmalarından kazanç sağlama çabası içerisindedirler.bu amaçla ellerinde nakit para tutmak isterler. Faizlerle ters orantılıdır.

JOHN MILTON

Cehenneme gidebilirim, ama böyle bir tanrı hiçbir zaman benim saygımı kazanamaz.

Kibir benim en çok sevdiğim günahtır.

Her ne kadar gülü görmüyorsam da dikenlerini hissediyorum. (Gözlerini kaybetmesinden sonra söylediği bir söz.)

Bir insanı öldüren, tanrının sevgili kullarından birini öldürmüş demektir, fakat bir kitabı yok eden, mantığın ta kendisini yok eder.

Kazandığımız aydınlık bize bilgimiz vasıtasıyla verildi.

Eğer güneşe akıllıca bakmazsak, karanlık içinde kalırız.

Bana bütün hürriyetlerden evvel, bilmek, düşünmek, inanmak, vicdana göre konuşmak mertebesini veriniz

Cehennemde hüküm sürmek cennette hizmet ediyor olmaktan daha iyidir.

Şans tasarımın kalıntısıdır.

“Tanrı izlemeyi sever. Oyun oynamayı sever. Bunu bir düşün. İnsanoğluna verdiği içgüdüleridir. İşte sana verdiği bu sıra dışı hediyedir. Peki ya sonra ne yapar ha ne yapar? Yemin ediyorum kendi eğlencesi için, kendi özel kozmik çekim hataları için kuralları iki taraflı olarak koyar. Bu belki de en büyük hiledir. Bak ama sakın dokunma, dokun ama tadına bakma, tadına bak ama yutma sen bir o bacağına bir bu bacağına zıplarken o ne yapıyor olur? Orda duru ve lanet olası göbeği çatlayana kadar güler. Tam bir vurdumduymaz tam bir sadisttir. O senin hiç görmediğin ev sahibindir. Ona mı tapacağım? Asla!”

JOHN VON NEUMANN

Matematikte bir şeyleri asla anlamazsın, sadece onlara alışırsın.

Üzerinde yaşadığın dünyadan sorumlu olmak zorunda değilsin.

Nasıl olur da, on milyar civarında güvenilmez bileşenden oluşan bir mekanizma güvenilir bir biçimde çalışırken, on bin bileşenden oluşan bilgisayarlar düzenli olarak hata yapar!

JOSEPH JOUBERT

Öğretmek, iki kere öğrenmek demektir.

Çocukların, nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır.

Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir.

İnsanın kendi felaketine tahammül edebilmesi büyük hünerse, başkalarının felaketini paylaşabilmesi daha büyük hünerdir.

KARL JASPERS

Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir.

Bilge insan hiç bir kurala bağlı kalmamalı, dünya ediminden uzak durmalıdır, yönetimle ilgilenmemeli ve ölümden sonraki süreç hakkında da kendisini özgür hissetmelidir.

Felsefe yolda olmak demektir.

SOREN KIERKEGAARD

Bir kızı baştan çıkarmak bir şey değil, ama baştan çıkarılmaya değen bir kız bulursan şanslısın.

Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır.

Bir insanın özgünlüğü ne kadar büyükse, o insan boğuntu karşısında o kadar çaresiz kalır.

Yaşam, ancak geriye doğru anlaşılabilir oysa ileriye doğru yaşanmak zorundadır.

Bir hayran kendini vererek mutlu olamayacağını düşündüğünden hayran olduğu şeyleri kıskanmayı seçer. Bu nedenle başka bir dil konuşur, gerçekten hayran olduğu şeyi aptal, tatsız ve acayip olarak adlandırır. Hayranlık kendini mutlulukla vermek, kıskançlıksa kendini mutsuzca kabul ettirmektir.

Hayatın o kadar içinde, uyanık olmalısın ki, varoluşunu bir an bile hatırlamamalısın. Boşluğa düştüğün an varoluşun hortlayıverir ve büyük acı çekersin.

Az önce insanların neşesine neşe kattığım bir partiden geldim; dudaklarımdan nükteler döküldü, herkes güldü ve bana hayran kaldı-fakat ben ayrıldım-bu çizgi dünyanın yörüngesi kadar uzun olmalı ve kendimi vurmak istedim.

En çok yaşamış olan uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamının anlamını en fazla anlamış olan insandır.

Bütün düşüncenin en yüksek çelişkisi, düşüncenin, düşünemeyeceği bir şey bulma çabasıdır.

Hayatımın amacı, gerçeği keşfettiğim gibi açıklamak gibi görünecek, ama öyle bir tavırla ki, tamamen yetkiden yoksun. Yetki sahibi olmadan ve herkes tarafından tamamen güvenilmez olarak görülerek, gerçeği açıklıyorum ve herkesi, kendilerini ancak gerçeği kendi başlarına oluşturarak kurtarabilecekleri, çelişkili bir duruma koyuyorum.

Ben tanrının hizmetinde bir casus gibiyim. Nesneleri tanımak ile varoluşun ve Hıristiyanlıkla gerçek Hıristiyanlığın nasıl birbirine uygun geldiklerinin gizini bir casus gibi araştırmakla görevlendirildim. Hayatım, başkalarına meçhul kalan ve onlarca anlaşılmaz olan bir büyük acı çekiştir. Bende her şey gurur ve boş bir kibir gibi görünüyor, ama bu doğru değil, ben etimde kıymığımı taşıyorum. Bunun için evlenmedim ve hiç bir memuriyete girmedim. Onun yerine istina oldum. Gündüzün çalıştım ve çaba saffettim ve gece bir yana bırakıldım: bu bir istisna idi.

Kadının erkekten daha duyusal olduğunu, onun vücut yapısı bile gösteriyor.

Takma isimli kitaplarda bu açıdan beni temsil eden bir tek kelime yoktur; bunlar hakkında üçüncü bir şahıs olmaktan başka hiçbir fikrim yoktur, bir okuyucudan farklı olarak anlamları konusunda hiçbir bilgim yoktur ve bunlarla iki taraflı sorgulamaya imkân veren bir irtibatı mümkün kılan en ufak bir ilişkim de yoktur.

Muhalefet, insanları bir araya getirmenin yanı sıra o güzel iç dostluğu da ortaya çıkarır.

Çünkü ebediyen vazgeçmiş olan kendi kendine yeter.

Her aptal, mutlaka, kendisine hayran olacak başka aptallar bulur.

An, zamanın ve ebediyetin birbirini dokundukları bir belirsizlik.

Benim için hakiki olan bir hakikat bulmalıyım. Yaşayıp uğruna ölmek isteyeceğim bir fikir.

Felsefenin dediği doğru… Hayat geriye doğru anlaşılır. Ama burada bu cümleyi unutuyoruz: ileri doğru yaşanmalı!

Süpürün beni. (SON SÖZLERİ)

Evlen! Pişman olacaksın. Evlenme... Yine pişman olacaksın.

Akıl azaldığı oranda kaygı da azalır.

Canı sıkılan herkes değişim istiyor.

Nedir bir şair? İç çekmelerini ve çığlıklarını güzel bir müziğe dönüştüren dudaklara sahip olan, fakat

Ruhunda gizli acılar barındıran mutsuz bir insan.

Neler gelecek? Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiç bir tahminim de yok. Bir örümcek sabit bir noktadan nedenlerden dolayı sonuçlara doğru düşerken önünde hep boş bir mekan vardır ve hiç bir yere tutunamaz, her ne kadar çırpınsa bile. Ben de kendimi öyle hissediyorum; önümde hep boş mekan; ileri doğru sonuçlara doğru yol almamı sağlayan arkamda kalmış nedenler var. Bu hayat korkunç, dayanılacak gibi değil.

Her kötülüğün başı can sıkıntısıdır.

Aslında avarelik hiç de kötülüklerin anası değildir, tam tersi, neredeyse tanrısal bir hayattır, yeter ki can sıkıntısına kapılma.

Büyüklük şu ya da bu olmak değil, kendin olmaktır.

Karşılaştırma eylemi mutluluğun terki ve memnuniyetsizliğin başlangıcıdır.

Nefret, başarısızlığa uğramış sevgidir.

Bir erkek hiç bir zaman bir kadın kadar acımasız olamaz.

İnsan ruhla bedenin sentezidir, bu sentezi birleştiren ise tin'dir.

Tanrı ile araya mesafe koyarsanız orayı başka şeyler doldurur.

Tanrının kendisiyle ilişkilerinde özgür varlıklar yaratabilmesi, felsefenin asla dayanamayacağı, ama üzerine asılı bırakıldığı çarmıhtır.

Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir.

KEMAL TAHİR

Atom gücü, süper devletleri, dünyanın efendisi yapacak yerde, kendi icat ettikleri zincirlerle kendi kollarını bağlayan avanak maymunlara çevirmiştir.

İslam’ın şartı beş, Marksizmsin şartı birdir; o da haddini bilmektir.

Yiğitlik hak vergisidir, bir vakit battal olmaz.

Sen bu -Allah- sözünü beline silah etmeye çabalamaktasın, ama bu silah bize hiç sökmez.

Ben ne Mustafa Kemal'e ne de Atatürk’e karşıyım.

Gerçek kendisini zor teslim eder çünkü canlıdır. Canlı ve değişken olduğu için için de bir kere teslim alınınca sürgit elimizde kalmaz. Bu sebeple gerçekle girişilecek savaşın sonu yoktur.bu savaşın zaferi sürekliliğindendir.

Görmek bile nispidir. Kaşınan yeri parmak, gözden iyi görür.

Sen bu -Allah- sözünü beline silah etmeye çabalamaktasın, ama bu silah bize hiç sökmez.

Eğer beni bu iddia ile yargılayanlar o dönem gelip kitaplığımı inceleseler idi, kitaplarımın çoğunun turancılık üzerine olduğunu görürlerdi. – “Harp okulu olayında asker içinde komünizmi yaymak iddiası ile yargılanıp ve mahkûm olmasının ardından ettiği söz.”

“… Atatürk öldüğü zaman biz mahkûm edilmiştik. Fakat cezamız henüz tasdik edilmemişti. Nazım Hikmet, ben, Doktor Hikmet Kıvılcımlı hastalık bahanesiyle altışar, dörder ay raporlarla salıverildik. Bunu zamanın askeri cunta başı görünen Mareşal Çakmak duyunca kudurdu. Raporların zamanı tamamlanmadan bizi tutturup cezaevine kapattı."

takipçiler

ARŞİV

arayan bulur...

Loading...
GoLedy.comreklamlara tıklamak istemezseniz - ki bu sizin en fazla bir saniyenizi alacaktır - iletişim kısmından ufak bir teşekkür etmeniz bile bizi fazlasıyla mutlu edecektir. takdir edilmek ve etkileşim içinde olmak her zaman yapıların ömürlerini uzatacaktır. şahsım adına size, bu yazıyı zaman ayırıp okuduğunuz için ayrıca teşekkür ederim. nice sözlere...