“Bekleme beni bu akşam
çünkü ak ve kara olacak gece” (Kendini asmadan önceki bıraktığı not.)
İlham perisi, içime tatlı dilli bir tanrıça gibi girer, ama oradan bir cadı gibi, ıstırap içinde, inleye inleye çıkar.
Kadını güle benzeten ilk kişi dahiydi, ikincisi de embesil.
Tanrı öldü. Cennet bomboş - Ağlayın çocuklar, artık babanız yok.
Düşlerimiz ikinci yaşamımızdır.
Bilgi ağacı yaşam ağacı değildir! Ruhumuzun güzelliklerini dışarı vurabilir miyiz?
Veya şeytan ile yoğrulmuş birçok eğitimli nesilleri? Cehalet öğrenilemez.
Şiirlerim açıklandıklarında büyülerini yitirirler. Açıklama diye bir şey mümkünse tabi!
Hayatımı bir roman gibi yaşamayı seviyorum.
***
siyahın gezginiyim: her gün daha derine
yanar akşamla caddede vebalı lambalar,
bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
redingotlarıyla mumya gibi otururlar
iş yerlerinde, kahvelerde. ve akar zaman.
-birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-
demek isterim, alımlı kadının birine.
çünkü kanar "bir mezarda bırakılan aşklar":
adrianne! jenny! yıllardır bakir bir dulum ben,
avuntu bilmez. nafileydi tüm yolculuklar
o arayış: kara güneş içimdeydi zaten.
gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.
adoniram! hançerle sınandı ustalığın
ve açıldı gül gibi toht kitabı'ndaki giz:
herkes iki'dir. ben kimin öteki adıyım?
söyle: bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
"içimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar"
ve "akıl ürünleri delilikten de çıkar"
kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın.
melek gülümsemiyor artık öteki anam,
çekil! çünkü "siyah ve beyaz olacak gece."
ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam
sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine?
onulmazım. çağcıl kentin yabanıl yitiği.
tek giysim vebalı ışıklarla melankoli,
bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan.
iki'yim: yakalandım sokakta çırılçıplak
ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
ah! karanlığa giren görür beyazı ancak,
hangisiyim? biliyorum kimin gözleriyle?
ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
geçiyorum sokağı fenerle konuşarak
hem yaşamın imidir hem ölümün her fener
çünkü ak ve kara olacak gece” (Kendini asmadan önceki bıraktığı not.)
İlham perisi, içime tatlı dilli bir tanrıça gibi girer, ama oradan bir cadı gibi, ıstırap içinde, inleye inleye çıkar.
Kadını güle benzeten ilk kişi dahiydi, ikincisi de embesil.
Tanrı öldü. Cennet bomboş - Ağlayın çocuklar, artık babanız yok.
Düşlerimiz ikinci yaşamımızdır.
Bilgi ağacı yaşam ağacı değildir! Ruhumuzun güzelliklerini dışarı vurabilir miyiz?
Veya şeytan ile yoğrulmuş birçok eğitimli nesilleri? Cehalet öğrenilemez.
Şiirlerim açıklandıklarında büyülerini yitirirler. Açıklama diye bir şey mümkünse tabi!
Hayatımı bir roman gibi yaşamayı seviyorum.
***
siyahın gezginiyim: her gün daha derine
yanar akşamla caddede vebalı lambalar,
bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
redingotlarıyla mumya gibi otururlar
iş yerlerinde, kahvelerde. ve akar zaman.
-birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-
demek isterim, alımlı kadının birine.
çünkü kanar "bir mezarda bırakılan aşklar":
adrianne! jenny! yıllardır bakir bir dulum ben,
avuntu bilmez. nafileydi tüm yolculuklar
o arayış: kara güneş içimdeydi zaten.
gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.
adoniram! hançerle sınandı ustalığın
ve açıldı gül gibi toht kitabı'ndaki giz:
herkes iki'dir. ben kimin öteki adıyım?
söyle: bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
"içimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar"
ve "akıl ürünleri delilikten de çıkar"
kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın.
melek gülümsemiyor artık öteki anam,
çekil! çünkü "siyah ve beyaz olacak gece."
ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam
sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine?
onulmazım. çağcıl kentin yabanıl yitiği.
tek giysim vebalı ışıklarla melankoli,
bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan.
iki'yim: yakalandım sokakta çırılçıplak
ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
ah! karanlığa giren görür beyazı ancak,
hangisiyim? biliyorum kimin gözleriyle?
ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
geçiyorum sokağı fenerle konuşarak
hem yaşamın imidir hem ölümün her fener