Belli ki Tanrı yalnızca zar atmakla kalmıyor, ayrıca gözleri kapalı oynuyor ve ara sıra da zarları görülemeyecek yerlere atıyor.
Biz sıradan ortalama bir yıldızı olan ufak bir gezegendeki gelişmiş maymun türleriyiz. Ancak evreni anlayabiliyoruz. İşte bu bizi çok özel kılıyor.
Evrenin sınırlılığı hakkında çok önemli bir şey olmalı, sınırsız bir evrenden daha özel ne olabilir?
Hayatım boyunca büyük sorularla yüzleşmekten büyük zevk aldım ve onlara bilisel yanıtlar vermeye çabaladım. Belki de bu yüzden Madonna'nın seks üzerine yazdığı kitaplardan daha çok kitap sattım fizik üzerine.
Hastalığım benim hayatımda asla ciddi bir engel olmadı; aksine, bana öğrenmek için sağlıklı insanların asla ayıramayacağı zamanı kazandırdı.
Milyonlarca yıl insan türü hayvanlar gibi yaşadı. Ancak sonra bir şey oldu tüm hayal gücümüzü ortaya çıkaran. Konuşmayı ve dinlemeyi öğrendik. Konuşma fikirlerin iletişimini sağladı, insanlığın birlikte çalışıp imkânsız şeyler başarmasını da. İnsan türünün en büyük kazanımları konuşma ile geldi ve en büyük hataları konuşmamaktan. Böyle olmamalı. En büyük umutlarımız gelecekle birlikte gerçek oluyor. Teknoloji kullanımı ile imkânlar sınırsız. Sadece konuşuyor olduğumuzdan emin olmamız gerek.
Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı'ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı'nın olmadığını kanıtlamaz, sadece Tanrı'ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir.
Zaten var olan yollar üzerinden gelecek olan mükemmel bir teoriye inanmıyorum. Bizim yeni bir şeye ihtiyacımız var. Bunun ne olabileceğini tahmin edemeyiz ya da ne zaman bulacağımızı çünkü eğer bilseydik, çoktan bulmuştuk da! Bu 20 yıl içerisinde gelmeliydi, ancak belki de hiç bulamayacağız.
Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur. Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır.
Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce’nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkışını sağladı, Bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat ‘neden’ ve ‘etki’ zamana ait kavramlardır. Ve zamanın var olmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır.
Zamanı meydana getirmeye Tanrı'nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir.Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır.Tanrı'nın naiv imgesinin evrenden önce varolması, ‘zaman’ önceden yok idiyse, açıkça saçmalıktır.
Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek içın evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız.
Bu gezegende üstün ırkların -muhtemelen beyazlar veya medeni toplumlardan bahsetmekte- alt ırklarla karşılaşması hiç de güzel sonuçlar doğurmadı, gözyaşı ve katliamdan başka bir şey getirmedi, bunları yapan bizzat insan türünün ırklarıydı. Lakin başka akıllı türlerle, insanların karşılaşmasıysa bahsettiğiniz, bunu olası görmüyorum.
1492 öncesinde keşifler para israfı sayılıyordu. Amerika’nın keşfi dünyayı değiştirdi. bu keşif olmasaydı mcdonald’s da olmazdı. 30 yıl içinde ay’a üs yapılacak. 200 yıl sonra gezegenler arası yolculuğa başlanacak. ''uzayda yalnızdeğiliz''. Ama ilkel yaşama rastlama ihtimalimiz daha kuvvetli. Uzaylılar bizim gibi dna’ya da sahip olmayabilirler. Dikkatli olun. Uzaylılarla karşılaştığınızda kaçın. Çünkü hastalık kapabilirsiniz.
1981 yılında, Vatikan’da, papa’nın düzenlediği kozmoloji konulu bir seminere, konferans vermek üzere davet edildim. Konferansta, “evrenin bir başlangıcı olduğunu, bir yaratılış tekilliğinden geldiğini, sınırsız olduğunu ve bunun da ötesinde, evrenin katları olduğunu ispatlı olarak anlattım. Fakat papa, herhalde benim konferansa pek fazla kulak vermemiş olacak ki, daha sonra davetlilerle yapılan görüşme sırasında beni kutlamakla birlikte, büyük patlama’nın oluşumunu ve öncesini “araştırmamamı” benden özel olarak istedi. Çünkü ona göre, yaratılış anı ve öncesi, tanrı’nın işiydi; tanrı’nın işine ise hiç karışılmazdı. Aslında, ben, yaratılışla birlikte, yaratılış öncesinin de sonlu-sonsuz olduğunu, dolayısıyla bir başlangıç olan yaratılış anının hem var, hem de yok olduğunu kastetmiştim. Tanrı’yı bu kadar dar bir evrenin içine yerleştiren papa ise, onu evrenden biraz önce yaratılmış bir yaratık yapıvermişti. Oysa fiziksel yaratılış, kendinden önceki bir dizi yaratılışın devamıydı. Tanrı, nasıl bu peş peşe yaratılışlar dizisinin bir halkası olurdu? Bu nedenle, konferansı izleyenlere, “tanrı evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? Diye sordum. Tanrı’yı yermek için değil, kilisenin 300 yıllık hatasını yeniden tekrarlamaması için böyle konuştum. Benim tanrı’m, papa’nın tanrı’sı değildi. Papa’nın tanrı’sı bir yaratıktı. Ama benim bilim yoluyla ve içimdeki gizli güçlerle bulduğum gerçek tanrı, “mutlak yaratan”dı. “tek yaratan”, ortağı ve benzeri olmayan, her şeyin üstünde bir “tekillik” (singularity). Benim tanrı’m, papa’nın temsil ettiği görüşün (Hıristiyanlığın) beyinlerindeki hayali, sahte tanrı’yı bile yaratandı. Bu konferansı verdiğim 1981 yılında, ne tuhaftır ki, bundan 300 yıl önce, aynı kilisenin papa’sı karşısında uğraş veren Galilei’nin durumuna düşmüştüm.
Biz sıradan ortalama bir yıldızı olan ufak bir gezegendeki gelişmiş maymun türleriyiz. Ancak evreni anlayabiliyoruz. İşte bu bizi çok özel kılıyor.
Evrenin sınırlılığı hakkında çok önemli bir şey olmalı, sınırsız bir evrenden daha özel ne olabilir?
Hayatım boyunca büyük sorularla yüzleşmekten büyük zevk aldım ve onlara bilisel yanıtlar vermeye çabaladım. Belki de bu yüzden Madonna'nın seks üzerine yazdığı kitaplardan daha çok kitap sattım fizik üzerine.
Hastalığım benim hayatımda asla ciddi bir engel olmadı; aksine, bana öğrenmek için sağlıklı insanların asla ayıramayacağı zamanı kazandırdı.
Milyonlarca yıl insan türü hayvanlar gibi yaşadı. Ancak sonra bir şey oldu tüm hayal gücümüzü ortaya çıkaran. Konuşmayı ve dinlemeyi öğrendik. Konuşma fikirlerin iletişimini sağladı, insanlığın birlikte çalışıp imkânsız şeyler başarmasını da. İnsan türünün en büyük kazanımları konuşma ile geldi ve en büyük hataları konuşmamaktan. Böyle olmamalı. En büyük umutlarımız gelecekle birlikte gerçek oluyor. Teknoloji kullanımı ile imkânlar sınırsız. Sadece konuşuyor olduğumuzdan emin olmamız gerek.
Yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir Tanrı'ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. Bu bir Tanrı'nın olmadığını kanıtlamaz, sadece Tanrı'ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir.
Zaten var olan yollar üzerinden gelecek olan mükemmel bir teoriye inanmıyorum. Bizim yeni bir şeye ihtiyacımız var. Bunun ne olabileceğini tahmin edemeyiz ya da ne zaman bulacağımızı çünkü eğer bilseydik, çoktan bulmuştuk da! Bu 20 yıl içerisinde gelmeliydi, ancak belki de hiç bulamayacağız.
Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur. Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır.
Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce’nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkışını sağladı, Bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat ‘neden’ ve ‘etki’ zamana ait kavramlardır. Ve zamanın var olmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır.
Zamanı meydana getirmeye Tanrı'nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir.Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır.Tanrı'nın naiv imgesinin evrenden önce varolması, ‘zaman’ önceden yok idiyse, açıkça saçmalıktır.
Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek içın evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız.
Bu gezegende üstün ırkların -muhtemelen beyazlar veya medeni toplumlardan bahsetmekte- alt ırklarla karşılaşması hiç de güzel sonuçlar doğurmadı, gözyaşı ve katliamdan başka bir şey getirmedi, bunları yapan bizzat insan türünün ırklarıydı. Lakin başka akıllı türlerle, insanların karşılaşmasıysa bahsettiğiniz, bunu olası görmüyorum.
1492 öncesinde keşifler para israfı sayılıyordu. Amerika’nın keşfi dünyayı değiştirdi. bu keşif olmasaydı mcdonald’s da olmazdı. 30 yıl içinde ay’a üs yapılacak. 200 yıl sonra gezegenler arası yolculuğa başlanacak. ''uzayda yalnızdeğiliz''. Ama ilkel yaşama rastlama ihtimalimiz daha kuvvetli. Uzaylılar bizim gibi dna’ya da sahip olmayabilirler. Dikkatli olun. Uzaylılarla karşılaştığınızda kaçın. Çünkü hastalık kapabilirsiniz.
1981 yılında, Vatikan’da, papa’nın düzenlediği kozmoloji konulu bir seminere, konferans vermek üzere davet edildim. Konferansta, “evrenin bir başlangıcı olduğunu, bir yaratılış tekilliğinden geldiğini, sınırsız olduğunu ve bunun da ötesinde, evrenin katları olduğunu ispatlı olarak anlattım. Fakat papa, herhalde benim konferansa pek fazla kulak vermemiş olacak ki, daha sonra davetlilerle yapılan görüşme sırasında beni kutlamakla birlikte, büyük patlama’nın oluşumunu ve öncesini “araştırmamamı” benden özel olarak istedi. Çünkü ona göre, yaratılış anı ve öncesi, tanrı’nın işiydi; tanrı’nın işine ise hiç karışılmazdı. Aslında, ben, yaratılışla birlikte, yaratılış öncesinin de sonlu-sonsuz olduğunu, dolayısıyla bir başlangıç olan yaratılış anının hem var, hem de yok olduğunu kastetmiştim. Tanrı’yı bu kadar dar bir evrenin içine yerleştiren papa ise, onu evrenden biraz önce yaratılmış bir yaratık yapıvermişti. Oysa fiziksel yaratılış, kendinden önceki bir dizi yaratılışın devamıydı. Tanrı, nasıl bu peş peşe yaratılışlar dizisinin bir halkası olurdu? Bu nedenle, konferansı izleyenlere, “tanrı evreni yaratmadan önce ne yapıyordu? Diye sordum. Tanrı’yı yermek için değil, kilisenin 300 yıllık hatasını yeniden tekrarlamaması için böyle konuştum. Benim tanrı’m, papa’nın tanrı’sı değildi. Papa’nın tanrı’sı bir yaratıktı. Ama benim bilim yoluyla ve içimdeki gizli güçlerle bulduğum gerçek tanrı, “mutlak yaratan”dı. “tek yaratan”, ortağı ve benzeri olmayan, her şeyin üstünde bir “tekillik” (singularity). Benim tanrı’m, papa’nın temsil ettiği görüşün (Hıristiyanlığın) beyinlerindeki hayali, sahte tanrı’yı bile yaratandı. Bu konferansı verdiğim 1981 yılında, ne tuhaftır ki, bundan 300 yıl önce, aynı kilisenin papa’sı karşısında uğraş veren Galilei’nin durumuna düşmüştüm.
0 yorum:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.