Ey akıllı kişi, sözün başı, sonu vardır. Sözün ortasında söze başlama. Akıllı, tedbirli, bilgili insan, eğer susan yoksa söze başlamaz.
Hiçbir kimse cahilliğini itiraf etmez. Biri konuşurken daha sözünü bitirmeden lafa başlayan kimse müstesna.
İki şey aklın eksikliğini gösterir: konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.
Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün büyün tavuklarını alır.
İnsanlarla birlikte büyüseler bile, kurdun eniği yine kurt olur.
Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, tenkit edin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz
methedin.
Bende bir zamanlar çocuktum. Fakat Allah ötekilerden daha çok güç vermişti pazularıma.Güçlüydüm ve gücümle benden küçükleri hırpaladım. Onları döver, gönüllerini incitirdim. Birgün kendimden güçlü birinden dayak yedim. O gün bugündür çocukları çiçekler gibi sadece sevip koklamak ve korumak gerektiğini düşünüyorum.
…
Hükümdarın sözüne karşı gelmek,
Kan revan içinde kalmak demektir.
Hükümdar öğle vakti derse:gece oldu!
Sen de şöyle de:işte ay, işte gezegenler.
…
Bahar zamanları ne kadar hoştur
Gül kokularıyla kuşlar sarhoştur
Gönül yakar ince saz nağmeleri ama
Yoksa yârin hepside bostur
…
Bahar olmuş çiçekler laleler güller bütün açmış
Gülüm bir sensin ancak bitmeyen hala su topraktan
Rebii bir bulut seklinde ağlarken mezarında
Nihayet öyle yas döksem ki artik sen de fışkırsan..
…
Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir.
Şeytana aşkla bakınca onu melek sanırsın.
…
Kim düşman okuna açar omzunu?
Kim gururdan sarhoş? Biliriz bunu...
Çok dönekler gördük unutmuşlardır
iyi günde, kötü günün dostunu
…
Ben sana denize açılma demiyorum
Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.
…
İnsanın soyu birdir
Yaratılırken atılan ortak temeldir
Birimizin acıyı hissetmesi yeterlidir
O acı hepimizindir
…
Çoktandır koşmaktan yoruldum, bittim
Dinleneyim diye hamama gittim
Yıkanmak üzere uzandım kile
Sanki elim temas etti bir güle
Kil değil adeta bir dilber teni
O güzel kokusu mest etti beni
-"Nesin?" dedim, "Amber misin, gül müsün?
Yoksa basit toprak mısın, kil misin?"
-"Toprağım ben, bir tarladan alındım
Uzun zaman gül dibinde bulundum."
Kamil ile bulunan olgunlaşır
En azından onun kokusun(u) taşır.
...
Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır.
Hepimiz aslında çatlak kovalarız.
Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez.
Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin.
Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu
bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep
olabilirsiniz.
GÜLİSTAN ADLI ESERİ İBRETLİ HİKÂYELERLE DOLUDUR:
"hikâye olunur ki: bir sultan, halkına çok ezâ ve cefâ eder, halkın mallarını gasbederdi. Sultânın zulmü o kadar ileri gitti ki, halk o beldeden akın akın kaçmaya başladı. Halkın azalmasıyla, hazîne boşaldı, devletin gücü zayıfladı. Düşmanlar sağdan soldan saldırmaya başladı. Bir gün pâdişâhın meclisinde şehnâme kitabını okuyorlardı. Okudukları bahis dahhak'ın saltanattan hal'i ve feridun'un sultan olması hakkında idi. Vezîr, padişâha; "feridun'un hazinesi, malı, mülkü, hizmetçileri ve adamları yok iken nasıl oldu da pâdişâh oldu?" diye sorunca, padişâh; "işitmişsindir, bir takım halk onu büyük bir istekle desteklediler, onu kuvvetlendirdiler. Böylece pâdişâh oldu" diye cevap verdi. Bunun üzerine vezîr; "madem ki halkın toplanmasına pâdişâh sebeb oluyor, sen niye halkını eziyor, perişân ediyorsun? Yoksa sen pâdişâh olmak istemiyor musun?" dedi. Beyt tercümesi:
sevmek lâzım halkı ve askeri cân u gönülden,
çünkü halkı sâyesinde hüküm sürer sultan.
Pâdişâh, vezîre; "dağılan asker ve halkın toplanması için ne yapmalıdır?" diye sorunca, vezir; "pâdişâh, âdil ve merhametli olmalıdır. Pâdişâh âdil ve merhametli olursa, halk onun etrafında toplanır ve rahat yaşar. Hâlbuki sende bu ikisi de yok" dedi. Fârisî şiir tercümesi:
nasıl ki kurt çoban olamaz.
Zâlim de pâdişâhlık yapamaz.
Zulmün temelini atan hükümdar,
saltanâtın direğini yıkmış olur.
Vezîrin bu sözleri pâdişâhın hoşuna gitmedi. Vezîri hapse attırdı. Çok geçmeden pâdişâhın amcasının çocukları saltanat dâvasına düştüler. Etraflarına bir ordu toplayarak pâdişâha hücûm ettiler. Pâdişahın zulmünden bezen halk da pâdişâha karşı baş kaldırdılar. Sonunda pâdişâh tahtını kaybetti. Saltanat, amcasının çocuklarının eline geçti. Şiir tercümesi:
zâlim pâdişâha felâket gününde,
güçlü düşmanı kesilir dostu bile.
İyi muâmelede bulunsa halka,
olur bir ordu bütün halkı ona."
"hikâye: bir pâdişâhın acemi bir kölesi vardı. Bir gün bu köle ile gemiye binmişti. Köle o zamana kadar hiç gemiye binmemiş ve deniz görmemişti. Gemi yolculuğunun bir takım sıkıntıları ve zorlukları vardı. Köle, gemi limandan ayrıldığı andan îtibaren titremeye başladı. Ne yaptılarsa köleyi sâkinleştiremediler.gemide âlim bir kişi vardı. Hükümdâra; "müsâde ederseniz ben onu susturayım" dedi. Hükümdar da o zâta izin verdi. O zât, köleyi denize attırdı. Köle birkaç kere suya battı, çıktı. Geminin bir tarafına can havliyle tutundu. Onu saçından tutup gemiye aldılar. Bu olaydan sonra köle, köşesinde sessiz ve sâkin oturdu. Hükümdar âlimden bu işin hikmetini sordu. O da; "köle suya girmeden evvel, gemideki selâmetin kadrini ve kıymetini bilmiyordu. İşte huzûrla, saâdet ve sıhhat de böyledir. Huzûr içinde yaşıyan, mesûd olan, bir felâkete uğramadıkça, o huzûr ve saâdetin kıymetini bilmez. İnsan hasta olmadıkça da, sağlığının kıymetini bilmez" dedi.
Fârisî beyt tercümesi:
bir belâya ve felâkete uğradığında mahzun olma,
cenâb-ı hakkın nice gizli lütufları vardır onda."
sa'dî-i şîrâzî buyurdu ki: "hak teâlânın lütuf ve ihsân buyurduğu bahta ve rızka kanâat etmeyen kimse, rabbini bilmemiş ve o'na itâat etmemiş olur. Ey bir yerde durmayan, sebât etmeyen, rızk için didinip duran, koşan kişi! Sakin ol, yuvarlanan taş üzerinde ot bitmez."
"ey akıllı kimse! İster iyi, ister kötü olsun, kimsenin arkasından konuşma.çünkü hakkında konuştuğun kişi gerçekten kötü ise, onu kendine düşman etmiş olursun. İyi ise, çok kötü bir iş yapmış olursun. Biri sana gelip de filân adam kötüdür derse, iyi bil ki, o kendi kusûrunu söylemiş olur."
"birisi şu ibretli sözü söyledi: gıybet edecek olursam, anamdan başkasının gıybetini etmem. Zîrâ böylece sevaplarım anama yazılmış olur!"
ey iyi insan! Bir insanın iki şeyi dostlarına haramdır. Birisi; onun malını haksız yere alarak yemek, diğeri; arkasından iyi olmayan şekilde konuşmaktır. Biri senin yanında başkasının aleyhinde konuşuyorsa, zannetme ki başkasının yanında seni medheder. Benim nazarımda bu dünyâda en akıllı insan, kendisiyle meşgûl olup, başkalarından gâfil olandır."
"düşmandan lâf getiren, insana düşmandan daha büyük düşmandır. Ey laf taşıyıcı! Düşmanım bile yüzüme karşı kötü şey söylemiyor. Sen ondan daha büyük düşman olmasan, onun arkamdan söylediğini, gelip de yüzüme karşı söyler misin? Söz taşıyan, eski düşmanlıkları yeniler, kinleri tâzeler. En yumuşak insanları bile çileden çıkarır. Uyuyan fitneyi uyandıran kimseden en kısa zamanda kaç! Kavga iki kişi arasında yanan bir ateşe benzer. Söz taşıyıcı ise, o ateşin sönmemesi için odun taşıyan oduncu gibidir."
"ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen, çocuğuna ilim, hüner, mârifet öğret ve onu
akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan, arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun."
"ey yüzünde nûr kalmamış kişi. Kalbini temiz tut. Kararmış ayna iyi göstermez. Yarın, azâba müstehak olmamanın yolunu ara. Başkalarının ayıplarını arama. Başkalarının ayıbını araştırmakla meşgûl olan, kendi ayıplarını göremez."
"dil; şükretmek içindir. Rabbini bilen, dilini gıybet için kullanmaz. Kulak; kur'ân-ı kerîm ve nasîhat dinlemek içindir. Bâtıl ve boş sözler için değildir. İki göz; allahü teâlânın kudret ve san'atını görmek içindir. Eşin dostun ayıbını görmek için değildir."
"cenâb-ı hak kulunu yoktan var etti. Eline cömertlik, başına da secde kâbiliyeti verdi. Aksi takdirde, ne el cömertlik, ne baş secde edebilirdi."
"dil ile kulak, kalbin anahtarıdır. Dil söylemeseydi, gönüllerin esrârı gizli kalırdı. Kulak iyi bilgileri duymasaydı, insan nasıl bilgi sâhibi olurdu."
"yavrum! Gençlikte, nefsin arzuları insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibâdet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir. Gençlikte şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dînin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibâdetten çok üstün ve kıymetli olur."
"oğlum! Günah yükünün altına girme. Zîrâ o ağırdır ve kaldıramazsın. İyilerin tuttukları yoldan yürü git. Dileyen, bu bahtiyarlığı bulur. Sen alçak şeytanın kuyruğuna yapışmışsın. İyilere ne vakit erişebileceğini bilmem. Resûl-i ekrem, ancak onun yolundan gidenlere şefâat edecektir."
"ey fakir! Sen hak yolunda oyun çocuğu sayılırsın. Büyüklerin eteğini bırakma. Mayası bozuk kimselerle düşüp kalkarsan, izzet ve vekarını kaybedersin. O hâlde büyüklerin eteğine yapış. Talebeler, çocuktan daha âcizdir. Hocalar ise muhkem duvar gibidir. Yeni yürüyen çocuk, duvara tutunarak yürür. Sen de yeni yürüyen çocuk gibi, âlimlerin muhkem duvarına tutunarak yürü."
"ey insanoğlu! Bugün günahlarından korkar isen, yarın birşeyden korkmazsın."
"yâ rabbî! Bize kereminle nazar kıl. Biz kullarından ancak hatâ sâdır olur. Yâ ilâhî! Senin rızkınla beslendik. Senin ihsân ve lütuflarına alıştık. Yâ rabbî! Bizi bu dünyâda azîz kıldın. Öbür dünyâda da azîz kılmanı senden umarız. Azîz eden de sensin, zelîl eden de sensin. Senin azîz kıldığın kimse horluk görmez. Yâ ilâhî! İzzetin hakkı için beni zelîl etme ve günahlarımdan dolayı beni utandırma. Başıma benim gibisini musallat etme. Ukûbet çekeceksem, senin elinle olsun. Dünyâda en kötü şey, bir insanın kendisi gibi birisinden cefâ çekmesidir."
KOVADAKİ ÇATLAK (HİKAYE)
Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir
sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su
taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam
olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine
ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken,
çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını
eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca
her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde
patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş.
Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı
çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine
getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın
kıyısında sucuya seslenmiş. "Kendimden utanıyorum
ve senden özür dilemek istiyorum." "Neden?..."
diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?..."
Kova cevap vermiş. "Çünkü iki yıldır çatlağımdan
su sızdığı için tasıma görevimin sadece yarısını
yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı
sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam
karşılığını alamıyorsun." Sucu söyle demiş.
"Patronun evine dönerken yolun kenarındaki
çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de
tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir
yanandaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş.
Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını
kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine
sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş.
"Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu
ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını
fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin
kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun
senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün
biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki
yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla
patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle
olmasaydın, o evinde bu güzellikleri
yaşayamayacaktı."
BALDAKİ ZEHİR
Düşmanın yakınlarından birisi sana dostluk elini uzatabilir, bunu dikkatle karşıla.
Düşmanın dostu düşmandır, unutma.
Akrabalık bağları, onu sana karşı kinlendirir.
Tatlı söze kanma.
Baldaki tatlı yanıltıcıdır.
Dostlarına karşı bile uyanık olmalısın.O zaman düşmanından da emin olabilirsin.
erkesin yankesici olabileceğini düşünen kimse, kesesindeki inciyi kolay kolay kaptırmaz.
Komutanına karşı çıkan bir askere görev verilmez. Başındakinin değerini bilmeyen, ona nankörlük edenden hayır gelmez.Onun sözüne ve yeminine güvenilmez.
Yeni görev yüklenmiş olanların işlerini kolaylaştırır, onlara yardımcı ol, inayet elini uzat.
Düşmanın ülkesini kuşatıp fethettiğin zaman asayiş ve güvenlik işlerinde oranın tutukevindeki mahpusları görevlendir. Onların yürekleri acılıdır. Zulme geçit vermezler.
Bir şehri kuşattığın ve yönetimi geçirdiğin zaman halka eskisinden daha iyi davran
Halkın sevgi ve güvenini kazanırsan düşmanı gerçekten yenmişsin demektir.
CÖMERTLİK VE MEYVESİ
Bağışta bulun .
İnsanoğlu bağışla, hayvan tuzakla avlanır.
Düşmanlarının boynuna kılıcın kesmeyeceği bir kementle, lütuf kemendiyle bağla.
İyilik ve ihsan gören düşmandan zarar gelmez.
Kötülük yapma.Dostundan bile kötülük görebilirsin bu yüzden.
Kötü tohumdan iyi meyve alınmaz.
Sevdiğine kötü davranırsan senin yüzünü bile görmek istemez.
Düşmanı dost yapmak istiyorsan, ona iyilik elini uzat.
AŞK VE AKIL
Aslanla pençeleşen bir yiğit elindeki demir kolçağa güvenerek saldırdı
Aslan güçlü pençesiyle çekip alıverdi elinden.
Adamı yere serdi
Aslanın pençesine yenik düşen ve zavallı bir şekilde yerde yatan adama, birisi, ‘öyle uyuşuk uyuşuk durmak yakışıyor mu sana?Bir pençede sen vursana.‘
Adam, yerdeki kolçağı göstererek, ‘bu pençe aslanla savaşmak için uygun değil‘ diye cevap verdi
Aşk aslan, akıl ise demir pençe gibidir.
Aşka karşı aklın yapabileceği bir şey yoktur.
Çevgahın topu çeldiği gibi, aşk da aklı çeler.
CENNET, CEHENEM VE RIZA
Bir Meczuba sordular:
‘Cenneti mi istersin yoksa cehennemi mi?‘
‘Ne cenneti ne de cehennemi‘ dedi.
‘Ne demek istiyorsun?‘ dediler.
‘Benim isteğim O`nun razı olduğundandır‘ dedi.
0 yorum:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.