PABLO NERUDA

Şiir yazanın değil, ona ihtiyacı olanındır.

Şair, her şeyden önce yaşadığı toplumun sorunlarına, giderek tüm dünyaya karşı sorumludur.

Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız.

Aşk ne kadar kısa, unutuluş ne kadar uzun...

Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır; bir şair hayatıdır.

Hayat bir devrimdir, kurallar ise elbet bir gün toprağa girecektir.

Halkım ben, hani şu sayılmayan, hani şu çok halk.


* * *


UMUTSUZ BİR ŞARKI

çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden.
denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.

terk edilmiş, gün batımındaki rıhtımlar gibi.
ayrılık saati bu, ey terk edilmiş!

yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.

sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.

bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!

saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.

uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey!

kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
kayıp keşif, sende battı her şey!

sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey!

ittim gölge duvarını geriye,
arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.

ah, ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.

içine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.

oradaydı adaların kara yalnızlığı,
orada sevda kadını, sardı kolların beni.

susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.

ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
ruhumun toprağında, kollarının arasında!

ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.

öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.

ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.

ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.

ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.

yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!

ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı
seni yutmayan.

yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.

çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.

solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
kayıp kaşif, sende battı her şey!

ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.

sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.

terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.

ah, her şeyden uzak. her şeyden uzak.

ayrılık saati bu. ey terk edilmiş!


***


GÜZDE UNUTULMUŞ

saat yedi buçuğuydu güzün
ve ben bekliyordum
kimi beklediğim önemli degil.
günler, saatler, dakikalar
bıktılar benle olmaktan
çekip gittiler azar azar
kaldım ortada, tek başıma

kala kala kumla kaldım
günlerin kumuyla, suyla
bir haftanın artıklarıyla kaldım
vurulmuş ve hüzünlü

ne var, dediler bana paris'in yaprakları
kimi bekliyorsun?
kaç kez burun kıvırdılar bana
önce ışık, çekip giden
sonra kediler, köpekler, jandarmalar

kalakaldım tek başıma
yalnız bir at gibi
otların üstünde ne gece, ne gündüz
sadece kışın tuzu

öyle kimsesiz kaldım ki
öyle bomboş
yapraklar ağladılar bana
sonra, tıpkı bir gözyaşı gibi
düştüler son yapraklar
ne önceleri, ne de sonra
hiç böyle yalnız kalmamıştım
bu kadar
ve kimi beklerken olmuştu
hiç mi hiç hatırlamam.

saçma ama bu böyle
bir çırpıda oldu bunlar
apansız bir yalnızlık
belirip yolda kaybolan
ve ansızın kendi gölgesi gibi
sonsuz bayrağına doğru koşan.

çekip gittim, durmadım
bu çılgın sokağın kıyısından
usul usul, basarak ayak uçlarıma
sanki geceden kaçıyor gibiydim
ya da karanlık, kükreyen taşlardan

bu anlattıklarım hiçbir şey değil
ama başıma geldi bütün bunlar
birini beklerken, bilmediğim
bir zamanlar.


***


yavaş yavaş ölürler... seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler... okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
yavaş yavaş ölürler... alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler...
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.


0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.