Yeryüzünde insanın yoksunluğunu ve tanrının kayırıcılığını göstermeyen bir nesne yoktur. üstelik tanrısız bir insanın güçsüzlü günüde,tanrıya inanın güçlülüğünü de.
Sizin için iyi düşünülmesini ama bundan söz edilmemesini isteyin.
Ölümden korkmak,sakıncalı bir durumdan uzak kalmaktır,sakıncalı durumda bulunmak değil,önce insan olma gereği vardır.
Gerçeklerin her biri kendi doğasını düzenler.bizim becerimiz başka varlıklarda kendine yer yapar,ancak bu doğal değildir.her nesne kendi yerinde durur.
Dine karşı savaş açanların önce hangi dine karşı savaş açtıklarını öğrenmeleri gerekirdi.
Kanlıdır son sahne,nitekim bütün öteki oyunlarda,güldürücüde güzeldir,sonunda başına yıkılır insanın dünya,işte hep böyledir sonuç.
Konuşmada beğenilme ve etkili olma gereklidir: ancak beğenilmeden de anlaşılması gereken gerçekliktir.
Sözcüklerin değişik dizimi, değişik bir içerik ortaya koyar; içeriklerin değişik dizimi ise değişik bir etki yaratır.
Bilgisizlikle uyum içine giren bir unsurun us olarak değeri yoktur.
Bir sürü insan düşünülsün,bağlılıklara vurulmuş,ölüm yargısına çarptırılmış,bunlardan her gün birkaçı ötekilerin gözü önünde boğdurulsun.geri kalanlar kendi özel durumlarını öteki arkadaşlarının alınyazılarını görünce anlarlar,birbirlerine üzüntülü,umutsuz bakarlar sıra kendilerine gelinceye değin.işte buna benzer insanların durumu da.
Ben kopernikus'un düşüncesinin uzun boylu araştırıldığını sanmıyorum. Oysa bundan çok daha önemlidir bütün yaşam için ruhun ölümlü mü,ölümsüz mü olduğunu bilmek....
Bizimle tanrı,birde gök arasında yalnızca yaşam vardır - bir yargının yaşamı - bu ikisinin arasında ise evrenin şu dayanıksız varlığı bulunur.
Üç türlü insan vardır:biri tanrıyı bulduktan sonra çalışır durur onun için.ötekiler aramaya koyulmuş tanrıyı; uğraşırlar,şimdilik bulamamışlar onu daha.sonuncular ise aramadan,bulmadan yaşayıp giderler tanrıyı birinciler us'ludur,mutludur;sonuncular çılgındır,ortada kalanlar ise mutsuzdur,us'ludur.
Doğa bütün gerçeklerini birbirinden ayırıp koymuş ortaya.sanatımız ise birbiri içine koyuyor onları.doğaya uygun değil bu,özel bir yeri vardır her nesnenin.
Doğa kendi kedini işler,iyi toprağa ekilen çiğit yemiş verir,doğru bir anlayış gücü içine konan ilkede yemiş verir.dogru bir anlayış gücü içine konan ilkede yemiş verir.
İnsan kuşkulanmanın da,onaylanmanın da,uymanın da nerede gerekli olduğunu bilmelidir.böyle davranmayan usun erkinden anlamaz.bu üç ilkeden yoksun insanlar vardır.onlar kanıtlama sanatından anlamadıkları için kanıtlama gücüne dayanarak iş göremezler,neye bağlı kalmanın gerektiğini bilmediklerinden her nesneden kuşkulanırlar.yada ne zaman yargı vermenin gerektiğini bilmeyişleri yüzünden her konuya evet derler.
İnsan gerçekliği bulma yolunda neye yardım ettiğini bilmelidir, yaşamını düzene koymada da gereken işi görmeli en azından,bundan daha doğru bir nesne olmasa gerek.
İnsanın gerçek yapısı, onun gerçek sağlığı, gerçek erdemi, gerçek dini olan konulardır. Bunların bilgisi birbirinden ayrılamaz.
Aklın son adımı nesnelerden gelen bir sonsuzluk olan bilgidir, bu nesneler aklı aşarlar, akıl bu bilgiye varamazsa yetersiz kalır.
Doğal olaylar aklı aşarken doğaüstü olanlar konusunda ne söylemelidir.
Akla bağlı kalmak,aklı kullanmak,işte gerçek hıristiyanlık buna dayanır.
İnanç,söyleyemediğini söyler yalnız,onların söylediğine karşıt bir şey söylemez.inanç,duyguların üstündedir,ancak onlara karşıt değildir.
Her kişi kendince bir tanrı yaratır.
Tanrıtanımazlık güçlü bir anlayış gücünün belirtimidir.ancak belli bir aşamaya degin.
Tanrıtanımazlar,hangi kanıt vardır elinizde insanın bir daha dirilmeyeceğini söyleyebilmeniz için? Bir kez bile olmamış yada olmuş olan,bir kez daha olmaz mı? Var olmak yada geri dönmek daha mı güçtür? Alışkanlıkların biri bize kolaylık sağlarken öteki alışkanlık da yanılmayı olanaksız gibi gösteriyor,işte kabataslak yargıda bulunma türüdür bu...
Nedir şu insanlarla oluşa gelen;küçüğü eleştirirler;büyüge inanmazlar,bu ne iş!
Düşüncem içinde yerleşip kaldığımdan ne olamayacağını seziyorum.annem ben dogmadan önce ölseydi bende olmayacaktım,öyleyse ben gerekli bir varlık değilim.sonsuz ve sınırsızda değilim,ancak doğada (evrende) gerekli sonsuz,sınırsız bir varlığın olduğunu görüyorum.
Toplum anlayışına,insan özüne karşı yönelen tek bilim,boyuna insanlar arasında var olan,biricik bilimdir.
Alışkanlık bizim doğamızdır. İnanmaya alışanın,inanca bağlananın tamu'dan korkacak durumu yoktur.o başka bir nesneye inanmaz artık.
Doğal,politik olan toplulukların üyeleri toplumun mutluluğu için çaba gösterirse topluluklar kendiliğinden başka,daha genel bir bütünlük için uğraşır,onların üyeleri olurlar.kişi toplum için çalışmak zorundadır
Bizim dinimizden başka,insanın suçla birlikte doğduğunu söyleyen başka bir din yoktur.felsefe çığırları içinde de birinin doğru söylediğini söyleyen yoktur.bir tek din,bir tek tarikat bile yeryüzünde sürekli olmamıştır.
Ben gönlün yaradılıştan bütün nesneleri kapsayıcı bir varlık olduğunu,gene yaradılıştan kendi kendine sevgi duyduğunu,bu ikisinden birine karşı,duruma göre eğilimde bulunduğunu,seçimine göre birine,yada ötekilere karşı katılık gösterdiğini söylüyorum.
Alışılmış ilkeler değilse bizim doğal ilkelerimiz nelerdir? Bu ilkeleri çocuklar bile babalarının alışkanlığından edinmiştir,hayvanlarda görülen avlanma gibi.başka bir alışkanlık bize başka doğal ilkeler verecek,enemeden alınır bütün bunlar.böyle alışkanlığı dağıtmayacak bir durum varsa,alışkanlık doğaya karşıdır,doğa ile ikinci bir alışkanlığın kökünden söküp atamadığı alışkanlık,doğaya karşıdır.buda yaradılışa bağlıdır.
Bir yok olmaya görsün insanın gerçek özü,ne varsa öz olur ona:gerçek iyi yitip gittikten sonra her nesnenin gerçek iyi olabileceği gibi.
İnsan için en önemli davranış,tüm yaşamı boyunca geçerli bir uğraş seçebilmesidir:bu konuda olasılığın etkisi vardır.alışkanlık insanı duvarcı,er,yapı işçisi v.s yapar."bu iyi,becerikli bir yapı işçisidir", denir.birde er'lerden söz edilmek istendiğinde:"bunlar gerçek atak insanlardır",diyende çıkar.ötekiler ise karşıtını ileri sürer:"savaştan daha sarsıcı bir olay yoktur,insan kalıntıları bir yüzkarasıdır." oysa çocuklukta askerlik çok övülürdü.ötekiler yerilirdi,öyle söylenirdi.alışkanlıklar doğadan dolayı sevilir,çılgınlıklardan korkulur,doğrusu budur.bizi iğneleyen ise şu sözlerdir hep:insan davranırken suç işler.işte öylesine büyüktür gücü alışkanlığın,doğanın insanlara yaptığı,insan durumlarına yüklenir.
Kimi ülkelerde bütün kişiler duvarcıdır,ötekilerinde askerdir,v.b. Oysa doğanın böyle tek düzenli olmadığı kuşku götürmez,etkiyi yapan alışkanlıktır,insanı yöneten de odur,arada bir ona üstün geldiği de olur,insanı kendi içgüdüsü içinde sımsıkı tutar.iyi yada kötü her alışkanlık dik başlılığa yol açar.
"yırtıcı,savaşkan bir ulus pusatlar içinde geçen bir yaşamı yaşanmaya değer görür."(livius)onlar ölümü barıştan çok severler.başkaları ise ölümü savaştan çok severler: iki görüş de yaşama yeğ görülebiliyor.bu yüzdendir onda sevginin böylesine güçlü,böylesine doğal oluşu.
Önyargı yanılmaya götürür.tüm insanların yalnız araç üstüne düşünüp sonucu düşünmediklerini görmek de çok acınasıdır.bütün kişiler kendi işinin uyarınca düşünür,oysa alınyazımızı belirleyen etken uğraşı,anayurdun uygun seçimidir.
Ne çok acı verir kişiye türklerin,sapkınların,inansızlık yolunda atalarının ardından gittiklerini görmek.bunun tek nedeni her birinin benimsediği önyargının,en iyi olduğunu sanmalarıdır.bu önyargılardır her birine yapacağı işi gösteren,çilingire de,askere de...
İki olay öğretir insanlara özlerini: içgüdü,bir de deneme.
İnsanın büyüklüğü,yoksulluğunu bildiğinden dolayı,büyüktür.bir ağaç yoksulluğunu bilmez.
İnsan yıkılmış,çökmüş bir ev degil,bu yüzden duygusuz mutsuzluk yoktur.insan ancak "ben bilen,gören kişiyim" dediğinde mutsuzdur.
İnsana büyüklük sağlayan düşüncedir.
Ben değerimi gövdemle kapladığım yerde değil,düşüncelerimin düzeninde arayabilirim.
Enginliği yüzünden kuşatıyor beni evren,yutuyor bir toz gibi,bende düşüncelerimle kuşatıyorum onu.
Bizim bütün önemimiz düşünceden dolayıdır.bundan geliyor bizim kendimizi büyük görüşümüz.bizi doldurmayan mekandan yada zamandan değil.
Ben elsiz,ayaksız,başsız bir insan düşünebilirim,ama düşüncesiz bir insan düşünemem.düşünsem ancak bir taş,yada yırtıcı bir hayvan düşünürüm.
İnsan düşünmek için yaratılmış besbelli;onun bütün önemi,tüm kazancı budur; görevi de düşünmektir, kendi varlığına yaraşır nitelikte.
Sonsuzluk-hiçtir.
Ruhumuz,nicelik,zaman ve mekanın bulunduğu gövdenin içine fırlatılmıştır; o,bu konuda düşünüyor ve buna doğa,gerekimlilik adını veriyor,başka bir nesneye inanmıyor.
Aklımız bizi herhangi bir kılavuzdan daha görkemli yönlendirir,kılavuza boyun eğemeyen mutsuzdur,usa boyun eğmeyen delidir.
Ne büyüktür insan kendi özü ile! Ne aşağılıktır bu eksiklikleri yüzünden.
Karanlıklar görüyorum dört bir yanda.bir yokluk olduğuma mı inanayım,yoksa bir tanrı olduğuma mı?
Bilmez insan hangi yöntemle yeniden düzene gireceğini; yanılmış ayrılmış gerçek yerinden,onu bir daha bulamayacak artık.arar durur yerini dört bir yanda,uygun bir karanlıkta,büsbütün tedirgin,büsbütün boşuna...
Öyle bir büyük tadı vardır ki ün kazanmanın,hangi konu ile bağlanırsa bağlansın sevilir,sonu ölüm olsa bile...
Düşüncelerimi bir yere yazarken yanıldığımı anlarım.düşüncem güçsüzlüğümü hatırlatır bana. Şu kısacık süreler içinde unuttuğumu,unuttuğum düşünceler gibi daha nicelerini öğretir bana.benimde bütün direndiğim yokluğumu öğrenmektir.
İnsan ne melektir,ne hayvan; mutsuzluk melek olmak isteyeni hayvan yapar.
Tanrıtanımazlık belli bir aşamaya değin güçlü bir anlayış yetisinin belirtimidir.
Neden sınırlıdır bilgim? Ya gövdemin kocamanlığı? Neden yüzyıl sürüp giderim de bin yıl sürüp gidemem? Doğa hangi neden yüzünden bana böyle ölçüp biçmeyi,bu sayıyı seçmeyi başkalarını seçmemeyi verdi? Oysa sayıların sınırsızlığında bir neden yok da,öteki varlıkların daha önce seçilmesi için var mı?
Cleopatra’nın burnu daha kısa olaydı evrenin yüzü bambaşka olurdu.
Bir kimsenin yaşamak için yeterince olanağı bulunsaydı evinde oturmanın mutluluğuna varır,evini barkını bırakıp denize açılmaya,kale kuşatmaya gitmezdi.
Ne korkunçtur elimizde bulunan bütün nesnelerin akıp gittiğini sezmek.
Bütün yoksulluğuna karşın bir de mutluk olmak istiyor insan,üstelik mutlu da değil,bunu istemeyecek durumda da değil hani,peki hangi yöntemle işe başlayacak? Doğru bir iş yapmak için ölümsüz olmak gerekirdi,oysa bu yüzdendir onun düşmüşlüğü,bu konuda bir bilgi edinemediğindendir onun yıkılışı...
İnsanların ölüme,yoksulluğa karşı bir iş gelmiyor ellerinden,bilgisizlik içindeler,bu yüzdendir yıkılışları;mutlu olmak için,bir düşündükleri yok bu konuda.
Yaşadığımız çağa dayanamazıyız bir türlü hep yavaş adımlarla gelen geleceği düşünürüz,ivedilik veririz geleceğin akışına,saklamak için geri çağırırız geçmişi,çökmüş,yitmiş gitmiş de ondan... Böylesine ustan yoksunuz işte,kendi gerçeklerimizi,bizim olanları düşünmeyiz bir türlü,anlamsız saçmalıklara dalarız,derin derin düşünmeden uçup gideriz.
Bizi sıkan,önümüzde olanlardır çokluk,bize acı çektirdiğinden dolayı gözümüzden bile sakınırız onu,bize güzel görünüyorsa yanılmışız demektir,geçip gidenleri görmede.
Bir uçuruma doğru koşuyoruz düşüncesiz,kaygısız.bir engel koymuşuz önümüze,sakıncayı görmeyelim,durumu anlamayalım diye.
Ölümü düşünmedikçe ölüm düşüncesinden daha kolay katlanılır ona,bir korku içinde degilse kişi.
Bir er,bir çiftçi yorgunluktan yakınır durursa bir iş göremeyecek durumdadır demek.
Gerçekliği ararken içimizde kuşkululuğu buluruz.biz yeterli değiliz,gerçekliği,mutluluğu isteyemeyiz,biz ne gerçekliğe,nede mutluluğa elverişliyiz.kendimizi cezalandırma,hangi yükseklikten düştüğümüzü gösterme isteği el çekmiş bizden.
İnsanın durumu;uçarılık,can sıkıntısı,tedirginlik...
İnsan ne melektir,ne de hayvan.ondan melek yapmak isteyen,hayvan yapıp mutsuzluğun yolunu tutar.
İnsan ün ardından koştukça aşağılık sayarım onu,alçak gönüllü oldukça saygı duyarım ona.
İnsanların çoğu mutluluğu zenginlikte,nesnel bollukta yada eğlencede bulur.bilgeler ise tüm bu eğilimlerden uzak kalmayı,kendi görüşlerine uygun bir düşünce ortamı sağlamayı isterler.
Stoacılar derler ki: kendi kendinizi denetleyin,kaygıdan sıkıntıdan kurtulursunuz.bu doğru değil.
Başkaları derler ki: dışa dönün,mutluluğu dışınızda arayın,kıvanç duyarsınız.bu da doğru değil.bunlar kaynağı sağlıksız durumlardır.
Mutluluk insanın ne içindedir nede dışında,tanrıdadır,bu nedenle dışımızda olan içimizdedir.
Şu yoksul çocuklar bu köpek bizimdir diyor;burası da güneşli yerde benim yerimdir.işte bütün yeryüzünde haksız ele geçirmenin başlangıcı örneği.
Alışkanlık güzelliği yarattığı gibi doğruluğu da yaratmıştır.
Siz çocuklar gibi davranmayı bilmezseniz,bilgelik sizi çocukluk evresine geri götürür.
Doğru olanın ardından gidileceği doğrudur,en güçlü olana uyulacağı da gereklidir.
Doğruluk güçsüzdür,güce başvurmaz;doğruluktan yoksun güç zorbalıktır.
Kuruntu ile kanı üzerine kurulmuş bir egemenlik ancak bir süre gösterir etkisini,oysa beğenilen,istenilen bir egemenlik olan erkin egemenliği,boyuna sürdürür kendini.bu yüzden kanı,evrenin kraliçesi,erk ise zorbasıdır.
Bir geminin yönetimini üstlenmek esenlik içindeki evinden ayrılıp yolcular arsında oturmaya benzemez.
0 yorum:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.